Savaşta devletler askeri hedeflerden, altyapıdan, caydırıcılıktan, boğazlardan, müzakerelerden ve yeniden inşadan bahsederler. Ancak halkın çoğunluğu için savaş; ölüm ve yoksulluk demektir. Mesele sadece neyin bombalandığı değildir; mesele, bu bombalama maliyetlerinin işçilerin, emekçilerin ve emeklilerin ve yoksul ailelerin yaşamlarına nasıl etki ettiğidir.
Kolay değil. Veriler gizleniyor. Bağımsız işçi örgütleri mevcut değil. Saha gazeteciliği ve bağımsız habercilik güvenlik baskısı altında. Bağımsız medyanın faaliyet gösterme imkanı ve izni yok. Sanayi işçileri, yaşadıklarını açıkça anlatma imkanına sahip değil. Böyle bir durumda, dağınık raporlar, röportajlar ve analizler arasından ipuçlarını çekip çıkarmak ve bunları ücretlilerin perspektifinden yeniden okumak gerekir.
Son günlerde yayımlanan bazı ekonomik analizlerde; Güney Pars (rafineriler), çelik, petrokimya, akaryakıt ve ithalat ihtiyaçlarına verilen zararlara ilişkin bazı veriler öne sürüldü. Tüm bu rakamların ne kadar doğru ve doğrulanabilir olduğundan bağımsız olarak, yöneldikleri genel doğrultu tek bir gerçeği aydınlatıyor: Savaş, üretimin ve günlük yaşamın yeniden üretim zincirine ulaştı.
İran İstatistik Merkezi raporuna göre, nisan 2026’da tüketici enflasyonu bir önceki aya göre yüzde 5, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 73.5 ve nisan ayında sona eren on iki aylık dönemde yüzde 53.7 oranında arttı.
Ekmek ve tahıl enflasyonu yüzde 106’yı geçmiş, sıvı ve katı yağlar ise yüzde 100’e yakın artış göstermiştir. En önemlisi, enflasyon baskısı alt gelir grupları (onluk dilimler) üzerinde daha ağırdır; yıllık enflasyon ikinci onluk dilimde yüzde 58.2, onuncu onluk dilimde ise yüzde 52 olarak rapor edilmiştir. Dolayısıyla savaş, işçiler ve ücretli çalışanlar için halihazırda bir olağanüstü hal durumuna benzeyen bir ekonomiye giriş yapmıştır. Doğal gaz, elektrik, yakıt, ithalat veya ulaşımda meydana gelen her yeni şok, zaten önceden küçülmüş olan bir sofraya oturmaktadır.
